AB'ye vizesiz giriş yolu açıldı mı?

  • user warning: Table 'cagdas_eu.eu_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM eu_captcha_points WHERE form_id = 'comment_form' in /home/eu/domains/ihya.eu/public_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.
  • user warning: Table 'cagdas_eu.eu_captcha_points' doesn't exist query: SELECT module, captcha_type FROM eu_captcha_points WHERE form_id = 'user_login_block' in /home/eu/domains/ihya.eu/public_html/modules/captcha/captcha.inc on line 60.

AB'ye vizesiz giriş yolu açıldı mı?

Adalet Divanı'nın 19 Şubat'ta açıkladığı karar, vize sorununu yeniden gündeme taşıdı. Bazı hukukçular, 'AB artık Türkiye'den vize istemeyecek' yorumu yapsalar da, konu göründüğü kadar basit değil. Karar önemli bir açılım getirse bile, tam olarak ne anlama geldiği ve bundan sonra ne olacağı konusunda soru işaretleri varlığını koruyor.

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD) 19 Şubat'ta açıkladığı 'Soysal-Savat' karan, Türk vatandaşlarına uygulanan vize sorununu yeniden gündeme taşıdı. Kararın ardından yapılan açıklamalar, 'artık AB ülkeleri Türkiye'den vize istemeyecek' yorumlarından, 'bu karar önemli, ancak tek başına sorunu çözmez' değerlendirmelerine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Kararın Türkiye açısından önemli bir açılım yarattığı herkes tarafından kabul edilmekle birlikte, tam olarak ne anlama geldiği ve bundan sonra ne olacağı konusunda soru işaretleri henüz giderilmiş değil.

Dava sürecini kim nasıl başlattı?

Sürecin başlangıcı; Türkiye'de yaşayan, uluslararası yük taşımacılığı yapan bir Türk firması için çalışan ve Almanya'da kayıtlı araçlarda sürücülük yapan iki Türk vatandaşının, Almanya'da açtıkları bir davaya uzanıyor. Mehmet Soysal ve İbrahim Savatlı, 2000 yılına kadar, "Türkiye'de kayıtlı araç sürücüleri" olarak defalarca vize almış ve Almanya'ya gitmişler. Ancak daha sonra, kullandıkları araçların Almanya'da kayıtlı olduğu fark edilmiş ve 2001-2002 yıllarında yaptıkları vize başvuruları İstanbul Alman Konsolosluğu tarafından reddedilmiş. Bunun üzerine Soysal ve Savatlı, Berlin İdare Mahkemesi'ne başvurmuşlar. Mahkeme davayı reddedince, davacılar konuyu Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi'ne taşıyarak temyiz başvurusunda bulunmuşlar.

Kilit nokta: Katma Protokol

Yüksek Mahkeme, başvuru sonucunun, AET-Türkiye Ortaklık Anlaşması'nın ayrılmaz bir parçası olan Katma Protokolün 41. maddesinin yorumlanmasına göre değişeceği sonucuna varmış. Söz konusu maddeye göre; Katma Protokol'e taraf ülkelerin, aralarında, yerleşme ve hizmet sunma serbestisi konusunda "yeni sınırlamalar" getirmekten kaçınmaları gerekiyor. "StandstiLL" hükmü niteliğinde olan bu madde, tarafların konuya ilişkin mevcut durumdan daha kısıtlayıcı sonuçlar doğuracak "yeni" adımlar atmalarını engelliyor. Protokolün Almanya'da yürürlüğe giriş tarihi 1 Ocak 1973 olduğu için, buradaki "yeni" ifadesi bu tarihten sonrasını ifade ediyor. O halde, Almanya'nın Türk vatandaşları açısından 1 Ocak 1973'teki durumdan daha kısıtlayıcı önlemler almaması gerekiyor. O tarihteki duruma bakıldığında, Almanya'da 2 ayı aşmayan bir süre için uluslararası karayolu taşımacılığı yapmak isteyen Türk vatandaşlarının Almanya'ya girerken vizeye ihtiyaç duymadıkları görülüyor. Vize uygulaması, Katma Protokolden 7 yıl sonra, 1980 yılında kabul edilen bir düzenleme ile getirilmiş. Yani, Almanya, Katma Protokolün ilgili maddesine rağmen, 1973 yılından sonra konu hakkında yeni sınırlamalar getirmiş.

Bu durum, Berlin-Brandenburg Yüksek idare Mahkemesi'nce de tespit edilmekle birlikte, sorunu tam anlamıyla çözmüyor. ATAD'ın bugüne kadarki kararları, konu ile ilgili mevcut koşulların ağırlaştırılamayacağını ifade etmekle birlikte, söz konusu vize uygulamasının bu bağlamda "yeni bir kısıtlayıcı önlem", yani "daha ağır şartlar getiren bir düzenleme" olarak kabul edilip edilemeyeceğine, dolayısıyla bu tür vize uygulamalarının yasaklanıp yasaklanamayacağma açıklık getirmiyor, işte, bu nedenle Yüksek Mahkeme konuyu ATAD'a taşıyor ve özetle şunu soruyor:

Katma Protokol'ün 41. maddesi, üye devletlerin, protokolün yürürlüğe giriş tarihi itibariyle, Türkiye 'de yerleşik bir şirket adına hizmet sunmak için topraklarına giriş yapmak isteyen Türk vatandaşlarına vize uygulaması getirmelerini engelliyor mu?

Alman Hükümeti'nin davayı engelleme çabaları sonuç vermedi

Almanya'daki mahkemenin ATAD'a başvurarak davayı AB düzeyine taşımasının ardından, Alman Hükümeti, başvurunun kabul edilemez olduğunu iddia etti. Gerekçe olarak da, ilgili Alman mahkemesinin, kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamayacak mahkemeler arasında olmamasını gösterdi. Ancak ATAD, Alman Hükümeti'nin bu gerekçesini "ilgisiz" olarak nitelendirerek reddetti.

Karar ne anlama geliyor?

ATAD, aldığı kararla, Katma Protokol'ün 41. maddesindeki "standstill" hükmünün, tek başına, Türk vatandaşlarına AB üyesi devletlerde yerleşme, hizmet sunma veya bu ülke topraklarına girme serbestisi vermediğini belirtiyor. Bununla birlikte, ATAD, Katma Protokol'ün yürürlüğe giriş tarihinden sonra, söz konusu serbestileri Türk vatandaşları için daha ağır şartlara tabi tutun bir uygulama getirmenin yasak olduğunun da altını çiziyor.

ATAD, AB üyesi tüm devletler için geçerli olan bu saptamanın ardından, Almanya'daki özel durumu değerlendiriyor. Almanya'daki vize uygulamasının Katma Protokolün yürürlüğe girmesinden sonra başladığını belirterek, vize uygulamasını "yeni bir kısıtlama" olarak kabul ediyor. Yani Protokol'ün 41. maddesinin, üye devletler tarafından bu tür önlemler getirilmesini engellediğini vurguluyor.

Bu, şu anlama geliyor: Hizmet sunmak veya iş kurmak amacıyla AB ülkelerine giden Türk vatandaşlarına, Katma Protokol'ün yürürlüğe girdiği tarihte vize uygulamayan AB üyesi devletler, bugün de vize uygulayamazlar. 0 halde, her üye devlet için durum ayrı ayrı değerlendirilmeli. Bunun için öncelikle, Katma Protokol'ün yürürlüğe giriş tarihini dikkate almak gerekiyor. Protokol'ün yürürlüğe giriş tarihi, imzalandığında AT üyesi olan tüm ülkeler için 1 Ocak 1973, Topluluğa daha sonra katılan ülkeler için ise, üye olma tarihleri. Diğer önemli nokta, o tarihte ilgili ülkelerde geçerli olan ulusal düzenlemelerin, Türk vatandaşları için ne öngördüğü. Eğer vize uygulaması öngörülmemiş ise, bugün de öngörülemez. 0 tarihte bir vize uygulaması var ise, bugünkü vize şartları daha ağır olamaz.

Avrupa komisyonu da karan engelleyemedi

Avrupa Komisyonu'nun duruşma sırasındaki açıklamaları dikkat çekici. Komisyon, Katma Protokol'den sonra getirilen vize uygulamasının Türk vatandaşlarına avantajlar sağladığını iddia ediyor. Gerekçe olarak da, 1973'de Türk vatandaşlarının Almanya'ya giriş hakkının sadece Almanya için geçerli olduğunu, bugün verilen Schengen vizelerinin ise Schengen'e taraf tüm ülkelerde kullanılabildiğini ileri sürüyor. ATAD, Komisyon'un bu girişimlerine rağmen, 1973'te herhangi bir kısıtlama yokken 1980'de ve sonrasında getirilen vize uygulamalarının "yeni sınırlamalar" olduğunu yineliyor ve Katma Protokolün bu tür uygulamaları engellemesi gerektiği yönündeki görüş(inü değiştirmiyor.

Karar AB Mevzuatının da üstünde

Almanya'nın bugünkü vize uygulaması, konu hakkında 1980'de kabul edilen düzenlemenin yerini alan ve Ocak 2005'de yürürlüğe giren bir kanuna dayanıyor. Kanun, Türkiye'yi vatandaşları vize uygulamasına tabi tutulması gereken ülkeler arasında listeleyen bir AB Tüzüğü doğrultusunda kabul edilmiş. ATAD da bu gerçeği kabul ediyor. Ancak, bu durum nihai kararı değiştirmiyor. Çünkü, Topluluk ile yapılan uluslararası anlaşmalar, ikincil Topluluk mevzuatı hükümlerinden daha üstün.

Mevzuat hükümlerinin, bu anlaşmalarla tutarlı şekilde yorumlanması gerekiyor. Yani, Ankara Anlaşması'nın bir parçası olan Katma Protokolün ilgili maddesi, Topluluk mevzuatından önce geliyor.

AB'li hukukçular: "Karar, vize uygulamasını tamamen kaldırmaz"

AB'li hukukçular, kararın çok önemli olduğunu, ancak tüm Türk vatandaşlarına vizesiz AB'ye seyahat yolunun açıldığı şeklinde yorumlanamayacağını vurguluyor. Hukukçuların bir kısmı, Türk hükümetinin bundan sonra Türk vatandaşlarının Schengen uygulamalarından muaf tutulması için, söz konusu karara dayanarak girişimlerde bulunabileceğini belirtiyor. Bazı hukukçular ise, AB'nin bu konuda bir karar alması gerektiğini, ancak bunun için, Türk vatandaşları tarafından üye ülkelerde çok sayıda dava açılması gerektiğini ifade ediyor. Avrupa Komisyonu yetkilileri, kararı detaylı bir şekilde inceleme aşamasında olduklarını ve şu an için bir değerlendirme yapamayacaklarını belirtiyor. Kararın şu aşamada sadece Türk iş adamlarına ya da şirket çalışanlarına, hizmet götürmek amacıyla AB'ye yapacakları seyahatlerde vizeden muafiyet getirebileceğini belirten hukukçular, AB üyesi ülkelerin vize başvurusu yerine vizeden muafiyet başvurusu uygulamasına geçebileceklerine dikkat çekiyor. Uzmanlar, Adalet Divanı kararına itiraz edilme olasılığının ise oldukça düşük olduğu görüşünde.

Benzer Dava Sonuçları

Savaş Kararı:

Aralık 1984'te aldığı vize ile İngiltere'ye giren Savaş ve eşi, Ocak 1985'te vize süreleri bittiğinde, ülkeyi terk etmezler. 1989'da bir tekstil fabrikası satın alan Savaş ve eşinin 1991 yılında sınırdışı edilmesine karar verilir. 1992 ve 1994yıllarında iki fastfood büfesi açan Savaş, sınırdışı edilme kararının, Ankara Anlaşması'nın 13. maddesi ile Katma Protokolün 41. maddesine göre haksız olduğunu iddia eder. İngiliz Ulusal Mahkemesi konuyu Adalet Divanı'na götürür. Divan, Katma Protokolün, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, yerleşim özgürlüğü ve bağlantılı haklar konusunda yeni kısıtlamaları yasaklayan 41(1). maddesinin (standstill]).net bir hüküm olduğuna karar verir.

Tüm ve Darı Kararı:

Tüm ve Darı İngiltere'ye gelerek iltica talebinde bulunur. İki talep de reddedilir ve sınır dışı edilmelerine karar verilir. Ancak karar, İngiliz makamlarınca uygulanmaz. Tüm ve Darı, geçici izinle kalarak işyeri kurmak üzere yerleşmek için vize başvurusunda bulunur. Davacılar, yerleşme taleplerini standstill hükmüne dayandırır, İngiliz makamları, mevcut düzenlemeler temelinde başvuruyu reddeder. Konu İngiliz Mahkemesi vasıtasıyla Adalet Divanı'na taşınır. Mahkeme, bir kez daha, 41(1). maddeyi yorumlayarak Katma Protokolün ilgili üye ülkede yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, o ülkede iş kurmak için yerleşmek isteyen Türk vatandaşının bu özgürlüğünü kısıtlayan hiçbir önlem getirilemeyeceği hükmüne varır.

Abatay-Şahin Kararı:

Şahin Alman vatandaşıdır ve Almanya'da bir nakliye şirketinin sahibidir. Çalıştırdığı şoförlerden biri,Türkiye'de ikamet eden, Türkiye şubesinde çalışan ve Almanya'ya mal taşıyan Abatay'dır. Abatay'ın çalışma izninin uzatılmaması üzerine Şahin, Alman Mahkemesi'nde açtığı davada, Katma Protokolün standstill hükmü ile 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, çalışma iznine gerek olmadığını iddia eder. Divan, aldığı kararla, Türk vatandaşlarının standstill hükmüne başvurabileceklerini bir kez daha doğrular. Buna göre, Türkiye'de şubesi olan ve bir AB ülkesine hizmet veren işletmeler, bu hükümden yararlanabilir. Ancak, 1/80 sayılı Karar'daki hükümlerin işçilerin bulundukları yere uyumunu amaçladığını, bu nedenle Türkiye'de yaşayan Abatay'ın bu hükümden yararlanamayacağını belirtir.

Turktime

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Destekci Reklam

Gezinti

Kullanıcı girişi

Destekci Reklam

Kimler çevrimiçi

Şu an 1 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrimiçi.

Destekci Reklam